30 Kasım 2012 Cuma

Cakes&Bakes...


Yüzyıllardır kullandığım geleneksel kek tarifimi  yayınlamadan geçmek olmaz şimdi.. :)
Şeker hamurları,süslemeler&detaylar bir yana...
işin temel kısmından başlamak lazım :))

Özel günlerde (artık yaygın bir şekilde) sipariş usulü de olsa yaptırılan,butik pastane işleri iyi hoş da..
Göze hitap etmesinin yanısıra,önce lezzetli olmalı derim ben! :)
Süsleme kısmı tamamen hayal gücünüze kalmış...Önce altyapıyı oluşturmak lazım!!!

Bu kek tarifini,ben hem klasik kalıp keklerde (her türlüsü,meyveli-üzümlü ya da çikolatalı farketmez), hem de cupcake lerde kullanıyorum..

Sırasıyla malzemeler:
*3 yumurta
*1.5 su bardağı şeker
*Yarım bardaktan biraz fazla sıvıyağ
*1 bardaktan birazcık fazla süt
*3 su bardağı un (elenmiş)
*Vanilya-kabartma tozu
*Kakao ve bol bol çikolata parçaları

Bu defa işin "butik" kısmına girip süslü püslü güzellikler çıkarmadık ortaya ama böyle mütevazi kek halleriyle de mutlu ettiler bizi :))
Sadece üstlerine iliştirdiğim cupcake pankartlarıyla küçük bir şıklık katmak istedim..Herkesin ismini tek tek yazarak..Minik detayımız buydu..

Denemelisiniz..
Şimdiden afiyet olsun!

29 Kasım 2012 Perşembe

All "home made"...

Bu kombin bildiğiniz kombinlerden değil.. :)
Tamamı özel üretim!
İlk dikiş projemde; aslında bu model için pek doğru olmayan (olması gerekenden daha dökümlü,ince.."ki bu durum işimi biraz zorlaştırdı") bir kumaşla peplum bir etek..
Ve belki aylarca tek tek işlenmiş inci,swarovski ve baget boncuklardan oluşan bir yaka...("ki sonlara doğru artık afakanlar basmıştı")........ var huzurlarınızda!

Zor oldu ama bitti! :) Verdiğiniz emeğin sonucunu görebilmek ayrı bir keyiftir ya,ben de bu cicilerin içinde kendimi mutlu hissettim desem yalan olmaz ....

Ben aslında farkında olmadan da olsa, bir "BLAIR WALDORF style" oluşturdum galiba :))))
Taaaa high school günlerinden ;p
Ya da aynaya bakınca bu tabloyu görür gibi oldum diyebilirim..
Siz ne dersiniz?


23 Kasım 2012 Cuma

Eskişehir'de ne yapmalı?Nerelere gitmeli?


Sabah erkenden başlayan yolculuğumuz, keyifli geçen 5 saat olarak anılarımıza kazınmış bulunmaktadır :))
İşin içinde arkadaşlarla çıkılan bir yol,bir otobüs dolusu değişik karakter ve rehberli bir tur gezisi olunca;
her halükarda eğlenceli/renkli geçiyor saatler...


***İlk kare 2.gün tekne gezisinden..Bu, postun açılış görüntüsü olsun :)
Sıralamayı bozmadan ilk anlardan başlayalım***



İlk durağımız "Haller Gençlik Merkezi" isminde bir mekan..
Eskiden sebze meyvelerin toptan satıldığı bir halmiş (adından da anlaşılacağı üzere) :)
Şu anda; içerisinde sağlı sollu turistik hediyelik eşya satan dükkanlar bulunuyor..
Ramazan'da şenliklerin yapıldığı,
akşamları ortadaki cafe kısmında fasıl dinletilerinin olduğunu öğreniyoruz..
Akşam tekrar buraya dönme hayalleriyle ayrılıyoruz ama "içi geçmiş yahşi gençliğin temsilcileri" olarak :))),
otel odasından hiçbir yere kımıldayamıyoruz..
Gece hayatı bağımlısı olmasak da; gruptaki en yaşlı professör çiftler bile dışarı çıkıp gezmeyi tercih ederken,biz 3 kız kendimizi odaya kapatıyoruz!... :)
Bu da bir başarı tabiiiiiii :))))))



Buradan ayrıldıktan sonra; rehberimiz artık yemek vakti olduğunu anons ediyor:)
Ve daha fazla vakit geçiremediğimiz için,üzüldüğümüz mekan LEMAN KÜLTÜR'e doğru yol alıyoruz...







Mekanı tanıtmaya nereden mi başladım? :)))
Türkçesini söylemek bile istemiyorum..Kibarca "restrooms" ;p
Her metrakaresi bu kadar mı konsept olur bir mekanın..Siparişlerimizi verip,yemekleri beklerken işte bu görüntülere rastladık :)





Çok fazla tavsiye etmemekle birlikte, aslında güzel bir tad olduğunu söyleyebilirim "Balaban köfte" için..
İskender seviyorsanız hoşunuza gidecektir :)
Biz kalabalık bir grup olarak gittiğimiz için seçme şansımız olmadı ve siparişler biraz soğuk geldi maalesef:(
Ama girişte aldığımız koku harikaydı..Sanırım FAJITA'yı da güzel yapıyorlar..
Yolunuz düşerse tavsiyem ikincisi olacaktır!


Tekrar otobüsümüze binip soluğu Tülomsaş'da alıyoruz..
Hazin bir hikayesi olan ilk el yapımı Türk arabaların hikayesini; bu olayı konu alan filmden hatırlarsınız!
"DEVRİM ARABALARI"
Sinemalarda da gösterimi yapılmıştı yıllar önce..

Eskişehir'de üretilen ilk yerli arabamızın bir başarı mı,yoksa fiyasko mu olduğu ikilemi ortaya atılmıştır..
Ancak genel inanç şudur ki;
aslında Türkiye'de de sanayinin gelişebileceği fikrinin önüne geçilmek istenmiş..Ve türlü oyunlarla bu proje bir fiyaskoya dönüştürülmüştür maalesef..




Filmde geçen ilk can alıcı replik;
"Önce bir toplu iğne yapalım da,sonra otomobil faslına geçeriz"
Başarılı mühendislerimizin çetin mücadelesiyle bu işe girilmiştir..
Günümüze kadar ulaşan tek araba yukarıdaki fotoğraftaki beyaz otomobildir!
Diğerleri maalesef hiç kullanılmadan hurdaya ayrılmıştır..

***Blogger'daki sıkıntıdan dolayı geçen haftadan beri post yayınlayamadım..Şimdilik Eskişehir'in ilk bölümü olsun bu..En kısa zamanda görüşmek üzere :))***



14 Kasım 2012 Çarşamba

GEZİ GÜNLÜKLERİ; Karlovy Vary II


Karlovy Vary (Almanca: Karlsbad), (İngilizce: Carlsbad) diye anılan, Çek Cumhuriyeti'nin Bohemya bölgesinde bulunan bir şehirdir.İmparator'un "banyosu"nu ifade eder!


Avrupa'da birçok şehirde,hemen hemen heykellerin(anıtların) %90'ında bulunan standart simgeler var..
Mesela yukarıdaki heykelde,Hz.Meryem'i görüyoruz.Hemen önündeki yaldızlı hilal (ya da kutsal kase de diyebiliriz), doğurganlığı ifade ediyormuş..Ve birçok heykelde bulunuyor.



Heykelin hemen sağ tarafında; "berbattttt" akşam yemeğimizi yediğimiz,ya da aslında yiyemediğimiz restaurantı görüyorsunuz!:)
Hotel Romance.. Tur planına ilk baktığımızda adı sıcak gelmişti..
Ama nihayet çorba içebileceğiz diye,bir otobüs dolusu yurdum insanının çığlık çığlığa sevindiği,alkışladığı menü, bizi hayal kırıklığına uğrattı :((

Çorbayla uzaktan yakından alakası olmayan su gibi birşey geldi önce..
Faciaydı!
Schnitzel'deydi sıra,dualar ederek bekledik:))) Eh işte biraz yiyelim diye zorlarken tatlılar geldi kiiii...
Bundan da çok memnun olamadık..Üzgünüm ;p
Sıradan bir apple pie,yanında krema..Doğru dürüst yiyemediğimiz için biraz tırtıkladık ama masalarımızı terk ederken, boş bir tabak göremedim:)



Genelde beğenilmemişti arkadaşlarımız tarafından da..
Siz siz olun,bu mekana uğramayın!
Unutmayın:))) HOTEL ROMANCE!! :)


Bu mükemmel panoramaya ne demeli...!?!?!
Sol yanda,Eda'cığımın asil duruşuyla taçlanan bu an böylece ölümsüzleşti :))))

Bu sütunlar ve avluyla ilgili şöyle bir açıklama yapabilirim..
Bizi de oldukça şaşırtan;
bu yapının arkasında herhangi bir saray,rezidans vs yok :)Burası tek başına upuzuuuuuuun bir avlucuk...
İnşaa edilme amacı; minik porselen ibriklerden şifalı mineral sularını yudumlayarak yürüyen soyluları, güneşten korumak...gölgelendirmek :))

Şimdilerdekinin aksine bronzluk moda değil o zamanlar..
Solariumlar,bronzer pudralar&kremler henüz yok :)
Soyluların teni "bembeyaz" olmalı, çiftçiler ve işçi sınıfı tarlalarda ya da ağır işlerde çalıştığı için güneşte yanar,esmerleşir.. ;p
İşte bu yüzden makbul değildir.


Burası ise özel olarak yapılmış bir havuz değil..
12.kaynak dedikleri nokta.. Yanlış anlaşılmasın,su sadece 12 noktadan çıkmıyor,aslında enteresan bir tanımlama yapılmış:)Fıskiye tamamen kendi basıncıyla 12 metre kadar yüksekliğe ulaşıyor..Adına tamamen bundan alıyor yani!
Dokunamayacağınız kadar sıcak ve sertlik derecesi yüksek bir su..
Dikkatli bakarsanız,temas ettiği her nokta sararıyor..

Bu yüzden şifalı sulardan içerken; kesinlikle bardağa doldurup bir solukta içemiyorsunuz:))
İbriklerde içmeniz lazım..Dişlerinizle temas etmemeli...

Bu rüya gibi yer,Mustafa Kemal Atatürk'ün böbreklerindeki bir rahatsızlığın tedavisi için gittiği kenttir.
Kâğıt helvaları ve porselenleriyle ünlüdür..
Tabi ki gitmişken her ikisinden de aldık :)))

Karlovy Vary anılarımızı bize en net hatırlatabilecek obje; porselen ibrik olduğundan..
Göze en hoş geleni seçmekte zorlandım (çok fazla çeşit vardı) ve sonunda bunu kaptım geldim :))




Çek Cumhuriyeti'nde kaplıcalarıyla ünlü turizm kenti, Batı Bohemya'da 1370'de İmparator Karl IV tarafından kurulmuş.
Burası "Uluslararası Karlovy Vary Film Festivali"yle de bilinir."Kralın Banyosu" anlamına gelen kenti bugüne kadar dünyadaki pek çok ünlü siyasi, asker ya da sanatçı ziyaret etmiş.


Bizim gittiğimiz tarih olan 17 Temmuz'dan tam bir hafta önce,"ne yazık ki kaçırdık" Pffff :(((((( George Clooney de oradaymış!Ben bunu duyunca yıkıldım tabi...Fenalaştım falan..Zor kendime getirdiler rehberimiz ve arkadaşlar ;p






Herbiri birbirinden tatlı yol arkadaşlarım... :)))





Kadrodaki 1 kişilik eksikle,
Yorguuuun
Bezgiiiiin
"ancak ve ancak" (Yağmur ve soğuğa rağmen)bu rüya gibi kaplıca diyarını adım adım gezmeyi başarmış,
Hatta gezmekle kalmamış,her adımında fotoğraf da çektirebilmiş..
Hiç atlamadan tüm Bohemya kristalleri dükkanlarına da girip çıkmış,
Butikleri de es geçmemiş.. :)) ekibin bu posta veda karesidir!!!
Prag'da görüşmek üzere..



12 Kasım 2012 Pazartesi

TREND ALERT: Bu kış bordolar her yanı saracak...


Sezonun öne çıkan rengi, belki de birkaç yıl önce demode bulduğumuz BORDO!
Tabi tonlar kesinlikle değişiyor bence..Moda her 20 yılda bir kendisini tekrarlasa da,birebir olduklarını düşünmüyorum..
Mesela over-size blazerlar,peplum etekler,kocaman desenli ipek bluzların formları ve kalıp oranları "80'ler" ile kıyaslandığında aslında oldukça farklı...



İlk görsellerimiz severek,hatta bayılarak :)) takip ettiğim, nam-ı diğer THEBLONDESALAD'ın da kankası olan;
                                                             www.fashionsquad.com'dan..





Tarzına hayran olduğum,
blogda yazdığım ilk günlerden beri,hemen hemen paylaştığım her outfit'i üstünde taşımakta olan;
 Blake Lively..



Bordo modası sokaklara işte böyle taştı..
Zarif ve sofistike...



                         Bazı ünlü tasarımcılar ve markalar bu trendi nasıl yorumlamış?
İsterseniz siz şöyle bir göz atarken,tekrar görüşmek üzere vedalaşalım :))
Takipte kalın..:)