11 Kasım 2012 Pazar

Koca karı ilaçları...


Koca karı ilaçları ve bitki çayları mevsimi açılmıştır...
Duymayan kalmasın lütfeeeen! :)






Yaşanmaya başlanacak örnek diyaloglardan seçmeler;
A kişisi;
"Offf Pfff başımda bir ağırlık,tüm vücudum da ağrıyor,zaten bademciklerim de patlama noktasında..." (Bu böyle gider) ;p
B kişisi (genelde ben olurum bu);
"Aaaaa kuzum!sana hemen bir koca karı ilacı çakayım ben,hiçbirşeyin kalmaz!
Bak sen de yap..Çok basit! Limon-tarçın-bal :)))
Unutma..Erken teşhis hayat kurtarır!"
.........gibi muhabbetler pek yakında :)

Şaka bir yana;
ben hasta olsam da,olmasam da çocukluğumdan beri annemin hazırladığı nane-limonu hep severdim..Hala da severim:)
Sürekli birşeyleri karıştırıp,değişik tadlar elde etmek zevklidir benim için..

Hazır,son yaptırdığı check-up sonrası, sağlıklı yaşam kürlerine merakı daha bir artmış olan bir babam varken :)
Akşamları evden daha güzel,aromatik kokular yükselmeye başlamıştır! Bilginiz olsun:)))

Bu akşamki spesyalimiz;
Doğal-kurutulmuş kuşburnu,
Tarçın çubuğu,
Bir dilim taze zencefil(ama çok fazla değil,acı yapabilir çünkü)
Karanfil,
Melisa yaprakları(yine bahçeden toplanıp,kurutulmuş)
Limon halkaları
veeee süzme bal..



İçenlere şifa olsun... :)))



10 Kasım 2012 Cumartesi

Bir balerin olmak isterdim mesela....


                                                                 www.shopruche.com
                                                                        Winter 2012

Sonbahar..





Sonbaharın ruhu dökülen sarı yapraklarda gizli..
Henüz sandaletlerden,bez ayakkabılardan çıkmaya alışamamış ayaklarımızın,bu yaprakları hışırdatmasında gizli..
Yağmura kavuşan toprağın kokusunda,
Vizyona hızlıca giriş yapmaya hazırlanan yepyeni romantik filmlerde gizli..

Herkesin hikayesi, "acı"sı "tatlı"sı birbirinden farklı olsa da, aynı yeryüzünde aynı mevsime merhaba diyoruz..(Güney Yarımküre hariç) :)

Bu satırları neden Eylül'e girerken yazmadım bilmiyorum ama bu defa da farklı olsun!
Belki Kasım uğur getirir..Birşeyler değişir..Belli mi olur?

Görüşmek üzere..



7 Kasım 2012 Çarşamba

Gezi Günlükleri; KARLOVY VARY


Bugün en yoğun geçen günümüz olmalı..
Aynı gün birkaç ülke ve şehir değiştirmiş olduk!Sabah Münih'ten hareketle, uzuuuuuuuun otoban yolcuğuyla Almanya sınırlarından çıkmadan evvel Nürnberg şehrini birkaç saat de olsa kısa ve öz yaşadık.. :)
Oradan hareketle, Çek Cumhuriyetine giriş yapıp ünlü SPA merkezi,Jet sosyetenin uğrak yeri kaplıcalar bölgesi Karlovy Vary 'ye vardık..

Biblo gibi duran,şık mimarileriyle göz kamaştıran evler...
İlk görmeniz gereken karenin bu olmasını istedim!Çünkü en başarılı çekim bu oldu :)
Fonda gri bulutlar ve su kanalı boyunca uzanan evlere vuran akşam güneşi...


Masal gibi bir görüntü değil mi....?


Otobandan ayrılarak,bir dağ yolundan içeriye doğru giriyoruz bu noktadan sonra..
Virajlı bir dağ yolu hatırlıyorum.Döne döne merakla ulaşmak istediğimiz hedefe doğru ilerliyoruz! Tabi henüz göreceklerimizi bilmeden :)


Karşımıza ilk çıkan mimari güzellik bu bina oluyor..
Kültür merkezi gibi birşeydi sanırım,sanatsal aktivitelerle ilgili afişler gördük giriş kapısında.


Bir panoramik görüntü...Mekanı daha iyi gözünüzde canlandırabilirsiniz bu noktada!


Karlovy Vary'deki konaklama masrafları en yüksek otellerden birinin önünden geçiyoruz..


Yine bir su kanalının üzerindeyiz!








Bu şirin mavi panjurlu rüya evin penceresinden el sallayarak, şimdilik veda ediyorum sizlere..
KARLOVY VARY gezisinin devamında buluşmak üzere.....


1 Kasım 2012 Perşembe

Gezi Günlükleri; NÜRNBERG (II)


Uzun zamandır seyahat postlarıma ara vermiştim ama olsun..
Daha yolumuz çooooook uzun :))
Avrupa'da katettiğimiz 2000 km'lik mesafenin henüz yarısına gelmedik sanırım;p
Viyana-Berlin arası zigzaglar çizerek,farklı keşiflerle yola devam ediyoruz.....

Rüzgarlar şehri "Nürnberg"deydik en son! Sadece ufak bir oyuncak müzesi turu yaptık önce..
İşte buradaaaaa!Tık tık :)


Şimdi de şehir merkezinde "zaman zaman bizi sinirsel gülme krizlerine sokan" bol yağmurlu gökyüzünün altında yürüyüşe başlıyoruz.. ;p






Kapılar,köprüler ve nehirler hiç ama hiiiiiç peşimizi bırakmıyor..

"Suyun olduğu yerde hayat vardır" diyor rehberimiz! Bu yüzden eski çağlarda dahi,tüm yerleşim alanları hep su kenarlarına kurulmuştur..Okyanus,deniz,o da yoksa ufacık bir göl ya da kilometrelerce akan bir nehir..
Adım adım dolaştığımız 9 şehirde de,"boat trip" olmayan yer yok gibiydi..
Zamanında buralarda yaşamaya çalışan insanlara hayat veren "su",şimdilerde turizm açısından da,sağlam bir gelir kaynağı halini almış..



YENİ TREND: Rüzgara karşı koyamayıp ters dönen şeker pembesi Eda şemsiyesi :))


Oldukça ıslak bir yürüyüş.....ve karşımızda mükemmel bir yapı daha..




Amerika'dan bildiğimiz mobil iletişim operatörü "T-MOBILE" çıkıyor karşımıza..Demek ki Avrupa'da da varmış diyoruz!






Ahh şu yağmur ve rüzgar olmasa...
Saçlar başlar dağılmış,feci durumdayız :)


Meydanda bir kilise daha görünce,hem biraz soluklanmak için,hem de merakımızdan dolayı, içeri doğru süzülüyoruz!


Hristiyanlık dininde, özellikle Rönesans öncesi yapılarda enteresan bir gelenek (ya da inanış da diyebiliriz) var..
Kilisenin ön cephesinde,ana kapının üst kısmı ve yanlarda;
korkutucu şeytan ve zebani figürlerinin bulunmasının sebebi,kötü ruhların içeriye girmesini engellemekmiş..
Yani bu şekilde kutsal ibadet mekanlarından, kötü ruhları korkutarak uzak tuttuklarına inanıyorlarmış!
İçeride bu tarz heykelcikler asla yok..Genelde kiliselerin her noktası çok ihtişamlı ve şık..
İçeri girebilen "iyi ruhlar" huzuru burada bulsun diye :)))


Altın kaplama motifleriyle yine ihtişamlı bir anıt!


Kiliseye giriyoruz..








Tekrar dışarı çıktığımızda,
tasarım pastaların olduğu bu mini-butik pastaneden gözlerimizi alamıyoruz :)))




Bu garip heykele şaşkın şaşkın bakarken; tur rehberimiz başlıyor anlatmaya :)))
Bu açıklama merakımızı biraz gideriyor o an..Özetle teması; ölümcül bir hastalıktan annesini kurtarmak için çabalayan gencin hayatıymış :) Hastalığı veba ya da verem olabilir emin değilim..
Ama ölümün kıyısından geçen bir annenin korkulu bir rüyası gibi bu kompozisyon! (Kompozisyon diyorum,çünkü oldukça karışık figürlerin biraraya getirilmesiyle oluşturulan bir heykel bu)
Fırtınalı bir denizde korsan gemisinde yaşanan,iskelet bedenler ve azgın köpeklerin kovalandığı bir kabus!



Karamsar bir bitiş oldu bu,üzgünüm ... :))
Ama şehir de,bizim hallerimiz de çok renkliydi!

Sırf o harika kurabiyeler için bile bu şehre tekrar gelebileceğimi belirterek,NÜRNBERG dosyasını kapatıyoruz!!! :)


26 Ekim 2012 Cuma

Galata Kulesinin imkansız aşkı-VOLUME II (Konak Cafe)


Kız kulesinin Galata'ya neden aşık olduğunu anlamakta zorlanmıyorum..
Sanki bir asaleti var!Bence acayip yakışıklı da :))
Hep güçlü,dirayetli,sapasağlam...
Hem kalbi de,dışı gibi taştan değil bence!Yumuşacık bir yüreği var..
Belki birkaç yılda bir uğruyorum,(vefasızım biliyorum) ama onun hep orada olduğunu biliyorum ya..Bu bile güzel:)


Bir kuleye bu kadar kişilik özelliğini neden atfedilir bilinmez ancak......
Konumu dolayısıyla da İstanbul'a hakim,mükemmel bir manzarası olduğundan,sayısız kişi hayrandır kendilerine:))



İrili ufaklı bir sürü butiğe girip çıkıyorum..
Özellikle turistlerin fazlaca ilgisini çekebilecek,etnik tarzda ayakkabılar&çizmeler görüyorum!



El yapımı,sıradışı ürünler satan dükkanları da es geçmiyorum:)


Ve mutlu son..
Artık günün sonu,dönüş yoluna düşmeliyim derken; son durak "Konak Cafe" ye uğramadan olmaz derkeeeeen,
kendimi bu harika terasta çayımı yudumlarken buluyorum :))



Dışarıdaki şahane manzara kadar,iç mekanlar da Dikkat çekici..Zevkle döşenmiş,çok belli..
Yanlış hatırlamıyorsam,Erhan Bey tüm aksesuar ve mobilyaları; antikacılar & eskicilerden toplamış!




    Özellikle bu saate bayıldığımı söylemek zorundayım..


      Kalorifer petekleri bile birer sanat eseri bence :))!


Karaköy'e veda ederken,Bankalar Caddesine de göz ucuyla bir bakış atıyorum..
(İnşallah pek yakında) yeni fotoğraf makinemle,bu perspektifi daha iyi değerlendirebileceğim çekimler yapmak üzere, "Geri döneceğim" deyip,şimdilik buradan ayrılıyorum.. :)


Not:
Resimdeki beyefendiyle uzaktan yakından alakam yoktur!Kendisini tanımam etmem :)))
Nereden çıktı anlamadım.. ;p

İlk GALATA postumuz şuradaydı! Başından itibaren Galata (Kuledibi)'ni yaşamak istiyorsanız, Tık tıkkk..:)))

Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun harika dizeleri vardır ya hani..


İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur…

Görüşmek üzere..