20 Şubat 2012 Pazartesi

Delicious rainbow colours-MACARONS

Önce küçük bir önbilgi fırtınası :))

Makaron, geçmişi konusunda tam bir kesinlik bulunmamakla birlikte ağırlıklı olarak Fransız mutfağına dahil edilmekte. İlk olarak 1533’te Fransız Kral II. Henry ile evliliğinin ertesinde Catherine de Medici’in şefi tarafından hazırlandığı söylenmektedir.




Çeşitli kaynaklarda belirtildiğine göre Paris’te 1862’den beri faaliyet gösteren bir pastane (çay salonu) olan Laduree, şefi Pierre Desfontaines’in 20. yüzyılın başlarında bulduğu reçeteye istinaden makaronun kendi icatları olduğunu iddia ediyor. Makaronun hangi yollardan geçerek bugünkü zirvesine ulaştığını belirlemek şüphesiz ki çok zor. Zira her ne kadar Desfontaines’in reçetesi kadar başarılı kabul edilmeseler de Paris’te makaron yapan pek çok pastane var. Dünyada kabul görmüş, güvenirliliğine itimat edilen pek çok yemek ansiklopedisinde de makaronun tarifine ya da tarihçesine pek önem verilmemiş ve kısaca bahsedilip geçilmiş. Taa ki Fransız şef Pierre Herme, standart makaronlar yerine farklı kombinasyonlarla zenginleştirilmiş, hem görsel hem de lezzet açısından büyük beğeni kazanan makaronlar yapmaya başlayana kadar. Öyle ki kısa sürede Herme’nin Paris’teki küçük pasta butiğinin önünde onun yeni lezzet denemelerini veya özellikle meşhur İsfahan’ını tatmak için uzun kuyruklar oluşmaya başlamış. Günümüzde Herme makaron sanatkarı olarak onore edilirken Laduree klasik bir tedarikçi olarak kabul ediliyor.



2000’li yıllarda artık dünyanın her yerinde (Türkiye’de dahil) makaron yapan pastaneler var. Hatta son yıllarda orijinal makaronun nasıl bir şey olduğuna dair bir fikrimiz dahi olmadan internet ya da kitaplar yardımıyla evlerimizde çeşit çeşit makaronlar pişirip denemeler yapıyoruz ki bu bence harika! Lakin unutmamak gerek ki makaronlar ustalık ve dikkat isteyen nazik yaratıklar... :))
(Bu kısma kadar alıntıdır)
 


 
Bu güzel&buzzzzzz gibi ama güneşli kış gününde,hazır Bebek tarafına akmışken...
Tadımlık bir kutu makaron almadan dönmek olmazdı!
 
Dönüşte bir de mis gibi birer kahveyle bu lezzet taçlanınca; her ısırıkta başımın üzerinde yıldızlar,kuşlar falan uçuştuğunu gördüm yaniiii....hiç abartmıyorum :)))
 

17 Şubat 2012 Cuma

Vazgeçilmezlerimizin çılgın halleri..

Ayakkabı giymek eskiden bir ihtiyaçtı..

Artık bir tutku! Gardrobumuza sürekli yenilerini eklemekten kendimizi alamıyoruz.. Belki de herbirimizin evinde (bu sorunlu hatunlardan biriyim maalesef) kocaman koleksiyonlar yapılıyor,rengarenk & cıvıl cıvıl ve farklı tarzlarda ayakkabılarla aşk yaşıyoruz!

Son yıllarda artık ultra "çılgın" tasarımlar bizi bizden alıyor :)
Yani tabii bunlar günlük hayata pek uygun olmasa da,uçsuz bucaksız hayal güçlerinin ürünleri olduğu için saygı duyuyoruz...

Aşağıda ise gülümseten tasarımlarla karşılacaksınız..

Görsellerideki ayakkabıları Kobi Levi tasarlamış. Buyrun bu taraftan seyredin.... :))













14 Şubat 2012 Salı

"Ataol Behramoğlu" sen ne güzel bir şairsin...!!!

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden..
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir...


Aşk iki kişilik ama bence hiçkimse diğer yarısını bulduğu zaman, aslında "2" olmuyor...
Yine "BİR" oluyor!
Yeni hayatınız;
2 kat daha yaşama sevinci dolu,
22 kat daha eğlenceli,
222 kat daha mutlu olabilir ama yine "1" olursunuz....eğer bu duygular gerçekse,aslında bu kahvefincanları gibi bütünleşen bir organizma olursunuz :)

Ne yalnızlık kalır geriye,ne de kuru kalabalık..


*dipnot*
Bu bir Sevgililer Günü postu iken, acıklı bir iç çekişe dönsün istemezdim kesinlikle..
Sadece şunu da söylemek isterim ki; zamanımızda bir çok sevda yeterince içten değil ve paylaşımlar zayıf :(
İlişkiler hesapla kitapla, "yalandan,şakacıktan" yürüyor,ya da biz yürüdüğünü zannediyoruz!

Ama tabi AŞK'ın hakkını verenler de yok değildir! (umarım)
Ve ben gerçek aşkı yaşayanların SEVGİLİLER GÜNÜNÜ KUTLUYORUM!...

Nice mutlu "Valentine's Day"lere :)))) ...........

7 Şubat 2012 Salı

IFW / Istanbul Fashion Week

IFW takvimi açıklandı!
2009 yılından bu yana devam eden ve senede iki kez gerçekleşen ISTANBUL FASHION WEEK, Türk tasarımcı ve markalarını yerli ve uluslararası alanda tanıtmayı, moda endüstrisindeki tasarım gücünü arttırarak Türk ekonomisine katkı sağlamayı hedefliyor!

Bu yıl da Türkiye'nin önde gelen moda tasarımcıları ile hazır giyim markalarını görsel bir şölenle bir araya getiriyor..
8-11 Şubat tarihleri arasında Taksim Tepebaşı'nda moda rüzgarları estirmeye hazırlanıyor...

Detaylar aşağıdaki tabloda..


.....Weee sevgili STYLEBOOM davetlisi olarak katılacağım Nihan Peker defilesini sabırsızlıkla bekliyorum :)
"Boom"a teşekkürü borç bilirim...Umarım 9 Şubat'ta tanışma fırsatımız olur!





4 Şubat 2012 Cumartesi

Yeni Trend: İncili boncuklu yakalar..

Öncelikle itiraf etmeliyim ki, hem simetrik olarak işlenmesi gereken malzemelerin yerlerini ayarlarken,
hem de tüm bu incileri "tek tek" dikerken helak oldum :))

Henüz bitmedi, aşağıda görünen halleri aslında tamamlanmaya yaklaştı..
Çoğu gitti, azı kaldı yani.. :)

Neler mi kullandım yakayı hazırlarken;
öncelikle siyah keçeden güzel bir kalıp çıkarmak beni baya bir uğraştırdı..





herhangibir kazak ya da gömleğin yakasının çapını baz alamadım, çünkü bu bendekilerin hiçbirine benzemiyor!
Örnek aldığım orjinalinde yaka hafif dik gibi duruyor,daha doğrusu 37 derecelik bir açı var diyebilirim:)
Gömlek-kazak kombinasyonun üzerine iliştirince şık durmuştu,görünce hayran olduğum modelde..



Daha sonra, aslen kağıt üzerinde çıkarıp,kesip, keçenin üzerine iğneleyerek kestiğim yaka bazını elime alıp başladım çepeçevre incilerle işlemeye..

Proje(!)nin tamamında dikiş ipi olarak misina kullandım.Şeffaf olup görünmediğinden, rahatsız edici renk farkları da olmadı böylece..


En ışıltılı malzemem tabi ki metre işi satılan Swarovski kristal taşlardı.. Ben bu iş için altın rengi olanını tercih ettim.


Bunun dışında baget cam boncuklar,inciler,misina,metal kordonet ve fiyonkunda kullanmak için siyah bir malzeme (bunun adını bilmiyorum) gerekti :)



Bitmiş halini görmek için sabırsızlanıyorum.. İlk fırsatta da şık bir kombinle yayınlarım umarım:))
Oldu o zaman,ben kaçayım...şimdiden ellerime sağlık!

Do It Yourself...

Şimdiye kadar ıvır zıvır kumaşlar,keçeler,boncuklar ve farklı farklı bir sürü meteryalden o kadar çok şey yapmışım ki..
Bunlardan blogda neredeyse hiç bahsetmediğimi farkettim:)
Genelde birçoğu arkadaşlarıma,kuzenlere,sevdiklerime hediye olarak gittiği için sadece fotoğralayabildiklerimle bir karma hazırladım :)))

Ve başlıyor...














Oldies but Goldies..

"Ne varsa eskilerde var kardeşim!" diyesim var bu aralar..
Bu, 'geçmişte yaşama' hastalığı boyutuna ulaşmamalı biliyorum ama, napiim...
Birçok insan gibi kendimi alamıyorum bundan.
Bu başlık ve bu konuda yazmak nereden mi aklıma geldi? Söyleyeyim :))

Bir ev toparlamaca günü; odamın şeklinde köklü bir değişiklik yaparken, bir de baktım ki kitaplık ve çekmecelerin içinde, detaylarda boğulmuşum!
Belirli aralıklarla temizleyip, bir sürü eleme yapsam da, atmaya ya da birilerine vermeye kıyamadığım (çoğunlukla anısı var diye) çok çok eski kitaplarla karşılaştım yine..

Sırf tatlı mı tatlı,sevgili kız kardeşim EDA'ya göstermek için ortaokul ve lise İngilizce Matematik kitaplarımı çıkardım ortaya!
Geçtiğimiz haftalarda beraber çalıştığımız fonksiyonlar konusunda "şakır şakır" (!!!) çözdüğüm,hem de tamamen yabancı dilde gördüğümüz dersleri ona göstermek istedim:)
Kapak olsun diye! :)
Belki utanır,biraz daha fazla çalışır diye! :)
Neyse bu konuda dertliyim,o yüzden uzadı konu..
Ne diyorduk?.... :)))

Ah o eskiler!
*Ne eğitim sistemi eskisi gibi bu ülkede,
*Ne gençliğin durumu,yeni nesilin gidişatı,
*Ne huzurlu kocaman aileler artık birarada,
*Ne de sosyal ilişkiler,komşuluk hakkı gibi naif konular,ne dostluklar eskisi gibi...

*Müzisyenler dahi galiba eskiden yaşayıp hissettikleri duygulara sahip olamıyor ki; artık eskisi gibi güzel şarkılar da çıkmıyor ortaya!


Ruhumuz eskisi kadar temiz değil sanırım...
Kafamız gereksiz bir sürü şeyle dopdolu!
Belki yaşanmışlıkların ağırlığıdır bilmiyorum. Tamiri kolay olmayan kırgınlıkların, minik minik kabuk tutmuş yaralarının etkisi vardır belki hala..

Sanki eskisi kadar kocaman gülemiyorum!
Karşılaştığım olaylara ,birkaç yıl öncesine kadar verdiğim tepkileri bile vermiyorum sanki..

Yani her türlü duygu için bu böyle..
Çok fazla sevinemiyorum, aşırı da üzülemiyorum.Tabi ciddi konularda standart davranış şekilleri gösteriyorum:) olması gereken hissiyatlar içine giriyorum, duygusal bir an karşısında gözlerimin her an fışkırma isteği baki ama...!! :)
Bu haller, böyle 'sevinçten havalara zıplama' duygusunu ya da 'dünyanın sonu gelmiş' halet-i ruhiyesini getirmiyor bana..

Benim hala umudum var demek istiyorum hayata karşı!
Aslında gerçekten böyle de düşünüyorum, ruhumun taaa derinliklerinde..
Sağlık olsun..
Tüm olaylar tersine aksa da, eski başarılar-neşe-heyecan geçmişte kalsa da.....
Geri dönecekler biliyorum:))